SITKI TUNCER

*

SANAT HAYATI ÜSTÜNE BİRKAÇ SÖZ

Sanat hayatıyla ilgili olarak elimizde yalnız şiirleri bulunan Sıtkı Tuncer’in eserlerine bakınca; duygusallıktan vazgeçemeyen babacan bir âşık, derin düşünceler arasından hayatın akışındaki sırrı çekip çıkarmak isteyen bir filozof, umutsuzluklardan umut çıkarabilen bir aile reisi ve keskin bir doğa gözlemcisi olduğu fikrine varıyorsunuz. Bize kalırsa; ruhunun bir yerinde, afacanlık yapmak için fırsat kollayan muzip bir çocuğu da saklamış!

Elimizde yeterli belge olmamasına rağmen; sanatla ilgili yanının şiirlerle sınırlanmadığı izlenimini ediniyor insan. Bizi bu kanıya, nesir yazım türüne ne kadar yatkın olduğunu gösteren mektupları itiyor. 

“Şiir Parkı Yönetmeni Semiramis Kanbak”, onun şiirlerini;
Aşk Şiirleri
Felsefi Şiirler
Orta Yaş Şiirleri
Mektup Şiirleri
Karma Şiirler olarak bazı dönem ve sınıflara ayırmış.  

Orta yaş şiirleri; sevgiye dair olsa da dört dörtlük yaşanamayan bazı şeylerin, geçen zamana rağmen, gönüllerde derin izler bıraktığını ve bir zaman gelince mutlaka su yüzüne çıktığını gösterir bize…
O şiirler, özellikle orta yaşlarının sonunu yaşamakta olanlar için derin anlamlar taşır. Geçmişe duyulan özlemi anlatır acıyla… En mutlusu bile kaybolan yıllar nedeniyle o anıların sahiplerine hüzün verir. 

Bazıları esprili bir dille yazılmış olan karma şiirlerde, daha çok toplumsal ögeler baskındır. 

Mektup şiirleriyse ana, babaya duyulan özlemle birlikte; geleceğe ait umutların bitmediğini, sürmekte olduğunu anlatır.
Burada ifade bulan umutlar, doğru bir tespitle işaretlenmiştir.
Aileler için gelecek demek, yetiştirmekte oldukları çocuklarıdır.

Kızı Semiramis’e yazdığı bir not, edebî yönünü tespit açısından, oldukça dikkat çeker. “Şiir sevmeyen hiçbir şeyi sevemez.”  

 

ŞİİRLERİNDEN İKİ ÖRNEK 

DEĞİŞİKLİK 
Ne oldu böyle genç kızlara?
Neden değişti kadınlar?
Eskiden ürker,
Kaçarlardı benden.
Şimdi, “Amca!” diye
Saat sorup dururlar… 
 
KÖLE
Gök, mavi görünür; ben özgür!..
Ne ayaklarımda zincir,
Ne penceremde demir.
Oysaki köleyim ben!
Tanrılar böyle istemiş,
Böyle istemiş toplum,
Böyle dilemiş doğa;
Her tarafımda pranga…
Köleyim ben! 
İsterim: Sevemem!
Çoluk çocuk eteklerime yapışır: Ölemem!
Hâlbuki ne ellerimde zincir,
Ne ayaklarımda demir…
 

BİLİNEN DİĞER ŞİİRLERİ

Alışkanlık*, Bilmece*, İlhamlar*, Sen Gelmeyince*, Sensiz*; Ağaç, Avcılar Destanı, Babama, Betarzı Ömer Hayyam, Bir Aşk Başlangıcı, Bir Garip Adem, Bir “Medreselu”dan Bir “Mekteplu”ya, Bir Vefasız Yâr, Bir Zamanlar, Büyük Sır, Değişiklik, Dertleşme, Dertsizlik, Estekli Köstekli Dünya, Etmez ki, Hep O Dert, İsmet’in Perileri, Kıran Kırana, Kıyamet, Köle, Madalyanın Ters Tarafı, Neşelen, Sebil, Sevgili Anneme, Tan, Taşlama, Toprak, Zaman… 


HAYATI

1920 yılında Antakya’da doğdu. Küçük yaşta babasını kaybetti. Kendisini bir anda; kız kardeşi ve annesiyle birlikte büyük bir yaşam mücadelesinin içinde buldu. Bu mücadelenin içindeyken bile öğrenimini aksatmadı.

Lise öğrenimini, İstanbul Erkek Lisesi’nde tamamladıktan sonra hukukçu olmayı seçti. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne gitti. Başarılarla geçen bir öğrenim hayatından sonra mezun olarak, “Genç Cumhuriyet”in çağdaş hukukçuları arasına katıldı.

Mezuniyetten sonra, Anadolu’nun çeşitli yörelerinde yargıçlık yaptı.
Yargıçlık görevine nokta koyduğu tarih, 1973… O yıl emekliye ayrıldı. Emekliliğinden sonra hukukla ilgisi, bu kez avukat olarak devam etti. 1978 yılında geçirdiği bir kalp krizi sonucu, elli sekiz yaşında yaşama veda etti.

Okumayı sever, güzel konuşur, olayları doğru yorumlardı. Hayat kavgasına küçük yaşlarda başlayanlar genelde şüpheci ve kötümser olurlar. Bu kural Sıtkı Tuncer’e karşı hiç işlememiş. Tam tersine; çevresiyle barışık, olaylara olumlu yönlerden yaklaşan iyimser bir insan olmasına yardım bile etmiş.

Teknolojiyse özel meraklarının belki de en önemlisi…
Yaşayan ya da okuyanlar iyi bilir. O dönemde teknoloji o kadar hızla değişip başkalaştı ki, dikkatle izlemeyen devletler dahi işin içinden çıkamayacak kadar geri kaldılar. Sıtkı Tuncer, bu gerçeği çabuk kavrayanlardan. Teknolojik olayları yakından takip etmiş.

O yıllar gerçekten çok ilginç: Bir yanda yoğun olarak kullanılan kağnı arabası ve kara sabanlı tarım; öte yanda atom bombasını geliştirip bir çırpıda yüz binlerce hemcinsinin yok olmasına neden olan bilim soytarıları. Bir yanda hiç radyo görmemiş mahalleler, öte yandan uzaya çıkıp geri dönebilen uydular. Gezegenimiz, “İkinci Dünya Savaşı”yla birlikte inanılmaz icatların yapıldığı ve uygulamaya alındığı yer olmuş.  

2009 yılında, “Sessizliğin Sesi Grubu” ile “Yazarlar ve Ozanlar Grubu”nun müştereken; “Türkiye’nin En Güzel ve Özgün Şiir Sitesi” olarak seçtikleri “Şiir Parkı”nın kurucu yönetmeni olan kızı Semiramis Kanbak, babası Sıtkı Tuncer hakkında şöyle yazıyor:
“…ve eğer bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı; ben gene onun ortanca kızı olmak isterdim. Ruhu şad olsun…” 

 
 

Sıtkı Tuncer [1920 – 1978]

———————————————————————————————————————

Sayın “Günay Tulun” tarafından yazılan ve kendisinden alınan özel izinle yayınlanan Sıtkı Tuncer ilgili bu detaylı biyografi, birtakım araştırma ve birikimlerin ürünüdür. Alıntı yapılırken, emeğe saygı adına; isminin yazılmasını ve kaynak gösterilmesini rica ederiz.
ΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞ
%d blogcu bunu beğendi: