YUSUF ZİYA ORTAÇ 2

Yusuf Ziya Ortaç 1in devamı”

TÜRKİYE’NİN EN UZUN ÖMÜRLÜ DERGİSİ: AKBABA
Aynı zamanda bacanağı da olan hececi arkadaşı Orhan Seyfi Orhon’la birlikte, Türk edebiyat tarihinin en uzun soluklu dergisi olan “Akbaba”yı yayın hayatına kazandırdı. On beş günde bir yayınlanması planlanan Akbaba’nın ilk sayısı, 7 Aralık 1922 günü piyasaya çıktı. Gördüğü ilgi üzerine kısa zamanda haftalık dergi olarak yayınlanmaya başlandı. Elli beş yıl yayınlanan, Türkiye’nin en uzun ömürlü dergisi Akbaba; politik mizahın gökte ararken yerde bulunan kalesiydi âdeta… Osmanlıca başlayıp 1933′ten sonra Türkçe devam eden ve elli beş yıl yayın hayatını sürdürebilen başka Türk dergisi yok.

Akbaba ilginç bir ağırlığa sahip saygın bir dergiydi. İçeriği gerçekten de çok zengindi. İçinde yer alan edebî eserler de göstermektedir ki, yalnız siyasal mizah değil, aynı zamanda önemli bir edebiyat dergisidir de…
Akbaba; üslup, tasarım gibi konularda getirdiği yeniliklerle de Türk dergiciliğinde kökten değişikliklere neden oldu. Karikatürlerinde konuşma balonunun yerine genelde alt yazı kullanıldı. 
*
Derginin içeriğine; ön kapak, iç kısım ve arka kapak olarak ayrı ayrı bakmak gerekir. 
Ön kapak genelde günün siyasal taşlamasını üstlenmiş tam boy bir karikatürle çıkardı.
İç sayfalarda; eleştiriler, fıkralar, genç fırçalar köşesi, rüya tabirleri, tiyatro konuları ve yerli karikatüristlerin eserleri yer alırdı.
Arka kapakta da önceleri, ”Ecnebi Karikatürleri” daha sonraysa ”Dünya Karikatürleri” başlığı altında yayınlanan yabancı karikatüristlerin eserleri… 
Akbaba’da günümüz mizah dergilerindeki çok kareli, bant karikatürler de yayınlanırdı. Yalnız, tek ya da iki kareli tam sayfa karikatürler neredeyse derginin kimliği olacak kadar fazla kullanılırdı.
*
Akbaba; Refik Halid Karay tarafından çıkarılan ve ulusal mücadeleye karşı olan monarşi destekçisi “Aydede” karşısında, çok açık bir şekilde ulusal mücadelenin yanında yer aldı. Cumhuriyetle birlikte de hiç korku duymadan, rejim yanlısı olduğunu açıkça ortaya koydu. Ortaç; bağımsızlık, Cumhuriyet ve Kemalizm karşıtlarını hicivlerle mizahi yazılarla yerden yere vurdu.
 
1930′la 40 yılları arasında sola meyilli basınla “Bobstil” adını taktıkları yeni şiir hareketi de aynı akibete uğramaktan kurtulamadı.
Orhan Seyfi Orhon ve Yusuf Ziya Ortaç özellikle Orhan Veli Kanık ve arkadaşlarının “Garip” akımını kıyasıya eleştirdiler. Bu akımın etkisi altındaki edebiyatçıları “Bobstil” olmakla suçladılar. Bobstil; işsiz güçsüz, avare, havai yaşayan, daldan dala konan, ülke meselelerinden habersiz, baba parası yiyerek çapkınlık peşinde koşmaktan başka eylemi olmayanlara verilen bir addı. Yarını düşünmeyen Fransız bohemlerine benzemekteydiler.
*
Bu eleştiriler genelde Fiske köşesinin yazarı Orhan Seyfi’nin kaleminden çıkıyor; Garipçileri destekleyen Nurullah Ataç’la dönemin solunu temsil eden Tan gazetesi ve onun sahibi Zekeriya Sertel de bu acımasız eleştirilerden bol bol nasipleniyordu.

Akbaba, “Bobstil” konusunda da gördüğümüz keskin çizgisine rağmen, o dönemdeki pek çok yazara sığınak oldu. Genç yeteneklere kucak açtı. Edebiyatın, hiciv ve mizahi alanlarda hüküm sürmesine öncülük etti.
Yazar ve şair olarak, “Aziz Nesin, Ercüment Ekrem Talu, İbrahim Alaeddin Gövsa, Muzaffer İzgü, Osman Celal Kaygılı, Rıfat Ilgaz”; karikatürist olaraksa “Ali Ulvi, Burhan, Bülent Şeren, Cafer Zorlu, Fethi Develioğlu, Firuz Aşkın, Mehmet Polat, Münif Fehim, Necmi Rıza, Nehar Tüblek, Ramiz, Samim Agar, Semih Balcıoğlu, Zeki Beyner” aklıma ilk gelen “Akbabalılar”…
*
Akbaba’da okuyanların hepsinin mezuniyetten sonra  üne kavuşması, ne güçlü bir okulda okumuş olduklarının da göstergesi…
*
Akbaba sanatçılarının, herhangi bir nedenle yayına verilememiş  eserleri “Yaz Albümü”, “Spor Albümü” gibi çeşitli adlar altında ana dergi eki olarak okura dağıtılır; böylece hem sanatçıların maddi ve manevi açıdan ödüllendirilmesi hem de okurun mutluluğu hedeflenirdi. 
 
Emek hırsızlığı yapmayan, emeğe saygılı insanlardı Ortaç ve Orhon…
Birçok ünlü, başka dergi ve gazetelerde yayınlanan eserlerinin ücretini alabilmek için Babıali’de volta üstüne volta atarken; Akbaba’nın yazar ve çizerleri, en sıradan bir eserinin dahi hakkını alırdı.
*
Akbaba, genelde orta ve üst tabakaya hitap eden, konu olarak İstanbul’un modern yaşamını, kültür ve sanat faaliyetlerini ele alan bir dergiydi. Anadolu’nun sorunlarına yaklaşımı da kentsel yönden oldu. Bunlara rağmen, siyasal olayları kara mizahla eleştirmekten kaçınmayan cesur adamların adresiydi Akbaba…
*
1928 yılında, yeni harflerin uygulanmaya başlanması, eski harflerle yapılan yayıncılığı ikinci plana düşürdüğünden büyük tiraj kayıplarına neden oldu. İki yüz sekizinci sayı yayınlandıktan sonra, derginin yayınına ara verildi. Akbaba’nın Babıali’ye dönüşü; 1933 sonrasında, yeni harfleri kullanmaya başlamasıyla oldu.
*
Bu ara verişler, siyasal sıkıntıların yaşandığı yıllarda da birkaç kez yaşandı. Unutulmamalı ki bunlar kapanış değil zorunlu olarak yayına ara veriş dönemleriydi. Savunduğu fikirler, Cumhuriyet Halk Partisi’nin idealleriyle çakışan dergi; 1931 yılında Serbest Fırka hareketinden etkilenerek, Demokrat Parti iktidarının ilk yılı olan 1950′deyse bu kez Demokrat Parti hareketi yüzünden tiraj kayıpları yaşadı. Her ikisinde de yayına ara verildi. Bu ara; birinci olayda iki yıl kadar sürdü, 1933 yılında yeniden yayına geçildi. İkincisindeyse bir yıl kadar sürdü ve yeni yayın dönemi 1951′de başladı.
*
Orhan Seyfi Orhon, önceleri Ortaç’la birlikte çıkardıkları Akbaba’yı uzunca bir süre sonra bıraktı. O günden itibaren derginin tek sahibi olan Yusuf Ziya, 11 Mart 1967 tarihindeki ölümüne kadar dergiyi tek başına yönetti. Akbaba; onun ölümünün ardından, oğlu Ergin Ortaç’ın çabalarıyla on yıl daha yayın hayatına devam etti. 28 Aralık 1977 günüyse kesin olarak kapandı. O günü yaşayan biri olarak, beni çok üzen bu olayı hatırladıkça, bugün bile içimi sıkıntılar kaplıyor.
Bilinmez, ama görünen o ki, bu kapanışın dönüşü olmayacağa benziyor.
*
Konuyu değiştirmeden önce, 26 Şubat 1969 tarihli Akbaba’nın “Yedi Gün” adlı köşesinde “Üzüm Üzüme Baka Baka” başlığıyla yayınlanmış bir yazıyı bir Akbaba klasiği olarak sunmak istedim. Göreceksiniz ki ha 26 Şubat 1969 ha bugün!
Aradan sanki hiç zaman geçmemiş, saatler kıpırdamamış gibi…
Avrupalı sayılmak için can atarken, sporda bazen Avrupalı sayılıyoruz, bazen Asyalı…
Ticarette bazen Avrupalı sayılıyoruz, bazen Asyalı…
Siyasette bazen Avrupalı sayılıyoruz, bazen Asyalı…
Biz, Avrupalı sayılmak için dayandıkça, bütün dünya direniyor!
Neyse, ara sıra Avrupa’dan umutlandırıcı haberler geliyor da biraz olsun yüzümüz gülüyor.
İşte sonuncusu, ‘Birbirlerine alçak, yalancı, korkak diye bağıran İngiliz milletvekilleri, Avam Kamarası’nın altını üstüne getirdi.’
Eh, benzeyiş bu kadar olur doğrusu…
Onların birbirlerine hitap şekli; ‘alçak, yalancı, korkak’ bizimki ise; ‘satılmış, sahtekâr, ahmak’…
Biz mi Avrupalı oluyoruz, İngilizler mi Asyalı oluyor, şimdi bütün mesele onu anlamak.
 
AKBABA DIŞ ÖN SAYFA ve ÖN KAPAK ÖRNEKLERİ
AKBABA SAYFALARINDAN RASTGELE BİRKAÇ ÖRNEK


MEŞALE DERGİSİ
1 Temmuz 1928′de yayın hayatına başlayan “Meşale” dergisi olayını, “Yedi Meşaleciler”le bir araya getirmeden anlatmak olmaz.
İç içedir ikisi…
Özetlersek:
“Cevdet Kudret, Kenan Hulusi Koray, Muammer Lütfi, Sabri Esat Siyavuşgil, Vasfi Mahir Kocatürk, Yaşar Nabi Nayır ve Ziya Osman Saba” 1928 yılında bir araya gelerek; “Yedi Meşale” adlı bir kitap çıkarırlar. Amaçlarını da “Hececilerin elinde tıkanan Türk şiirini yeni ufuklara açmak” olarak ilan ettikten başka; “Yedi Meşale”nin önsözünde;
“Yazılarımızı müşterek neşretmemizin sebebi, memleketimizde son edebî cereyanları gösterecek toplu bir eser vücuda getirmek arzusudur. Yazılarımızda ne dünün mızmız ve soluk hislerini, ne son zamanların renksiz ve dar Ayşe, Fatma terennümünü bulacaksınız. Biz her şeyden evvel duygularımızı başkalarının manevi yardımına muhtaç kalmadan ifade etmeye çalıştık.” diyecek kadar da iddialıdırlar.
İddialıdırlar ama Edebiyat-ı Cedide’ye karşı çıkıp Edebiyat-ı Cedide’ye sığınan

Fecr-i Aticilerden farkları yoktur. Yedi Meşaleciler de Yusuf Ziya Ortaç’ın “1 Temmuz 1928″ günü çıkarmaya başladığı Meşale dergisinin kanatları altına sığınırlar.
Girişimlerini başlangıçta; canlılık, samimiyet ve daima yenilik sözcükleriyle özetlemişlerdir. Oysa işler hiç de öyle gitmez.
Yeni bir dünya görüşü ortaya koyamazlar, biçimsel yenilik yerine hece ölçüsünden yola çıkarlar. Baudelaire başta olmak üzere Mallarme, Verlaine gibi Fransız şairlerini örnek alırlar. Canlılık, samimiyet ve daima yenilik sözcükleriyle özetledikleri girişimleri, iğneyle kazısan da bu üç ilkeyi bulamayacağın bir hâldedir.
Kendi kuşağını “müstakbel abidenin malzemesini hazırlamış rençberler olarak gören ve gençlerin ellerindeki bu malzemeyle yeni şaheserler yaratacaklarına” inanan Yusuf Ziya Ortaç da onlardan umudu kesip Meşale dergisi kapatır. Tarih, 15 Ekim 1928′dir.”
*
AYDA BİR DERGİSİ
Yusuf Ziya Ortaç’la Orhan Seyfi Orhon’un birlikte İstanbul’da kurdukları bir dergidir. Kuruluş yılı 1935′tir. Dergide Ahmet Haşim, Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Peyami Safa, Reşat Nuri Güntekin, Sabahattin Ali  gibi isimlerin imzaları; Münif Fehim ve dönemin diğer yetenekli çizerlerinin kapak resimleri ve karikatürleri bulunuyordu. 
  
BULABİLDİĞİMİZ ORTAÇ DERGİ ÖRNEKLERİ TOPLUCA BİR ARADA 
 
KİTAPLARA DÖNÜŞ ve SİYASET
Yusuf Ziya Ortaç’ın; uzun bir aradan sonra, yeniden kitap yazmaya dönüşüyse 1938 yılında olur. O yıl, “Bir Selvi Gölgesi” ile çocuk şiirlerinden oluşan “Kuş Cıvıltıları”nı yayınlar.
*
Ortaç’ın siyaset serüveni de var. Ordu ilinden milletvekili seçilerek, 1946-1954 yılları arasında iki dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görev yapar. Siyasetten soğuduğu için 1954 seçimlerinde aday olmaz. Sonrasında da siyasetten iyice uzaklaşır. Bu uzaklaşma, politikacı giysisini çıkarmaktan ibarettir. Yoksa siyaset ve siyasetçileri hedeflemiş Akbaba’nın salvoları, tüm toplarıyla aralıksız sürer.

Bu dönem ve sonrasında da Akbaba’nın; Türk mizahıyla Türk siyasal yaşamına yaptığı etki azalmadan, hatta artarak devam eder. Demokrat Parti’nin uyguladığı koyu baskı döneminde, çekilen tüm sıkıntılara rağmen, en fazla okunan dergiler arasında ön planda yer alır.
Romancı Ortaç’ın; “Kürkçü Dükkânı”, “Şeker Osman”, “Göç” ve “Üç Katlı Ev” gibi beğenilen romanları da var. Kalemi, 1950′den sonra; neredeyse tümüyle mizah, gezi, anı ve biyografi türlerine yönelmiş. “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”, “Portreler”, “İsmet İnönü” ve “Bizim Yokuş” gibi kitapları da unutulmazlar arasında…

KİTAPLARI ve O KİTAPLARIN DEĞİŞİK BASKILARINDAN ÖRNEKLER
*
ONUN VEDASI
Türk dergicilik tarihine çok büyük hizmetler sunmuş, birçok derginin Türk edebiyat tarihinin sayfaları arasında yer almasına neden olmuş, bu büyük edebiyat aşığı; 11 Mart 1967 günü, İstanbul’da geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayata veda etmiştir.

Bugünün korkak, yandaş, koldaş, yoldaş gazeteci, bilim insanı, televizyoncu ve sıradan insanları; “hiçbir baskıya boyun eğmemiş bir yiğitle” dertleşme ihtiyacı hissederlerse “Yazdıklarıyla yaptıklarıyla; hicivleriyle şiirleriyle” yılmak, yıkılmak bilmeyen bu büyük dergicinin kabri, İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’ndadır.

Belki o da bir şeyler öğretmek için, bu tipleri bekliyordur.

 

Yusuf Ziya Ortaç [1895 – 1967]

 

———————————————————————————————————————
Sayın “Günay Tulun” tarafından yazılan ve kendisinden alınan özel izinle yayınlanan Yusuf Ziya Ortaç’la ilgili bu çok detaylı biyografi, uzun araştırma ve birikimlerin ürünüdür. Alıntı yapılırken, emeğe saygı adına; isminin yazılmasını ve kaynak gösterilmesini rica ederiz.
ΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞΞ
%d blogcu bunu beğendi: